Zaten ölmüştüm

Ne kadar güçlüsün, neyi ne kadar yapabilirsin. Bir insanı üst üste kaç kez öldürebilirsin.

Gittikçe yavaşlayan şeylerin yorgunluğu var üzerimde. Sondan bir önceki istasyondan çıkıp, son istasyona doğru harekete geçen bir tren, okuldan çıkıp eve yollanan ve varmadan önceki son yokuşu tırmanan bir çocuk, defalarca kez yollanmaktan ve gittiği adreste gerekli reaksiyonu yaratamamaktan bıkkın bir mektup gibi, darmadağın ve yorgun.

Anlatılarak harcanmaya hazır bir yüzyıl var önümde. Sınıf atlamış doğruları, olağanüstü zorlukta çizgileriyle. Yemek yemek, boy ölçüsünde bir suya girmek, bir merdiveni tırmanmak, kapağı yakışıklı bir kitabın içinde hayal kırıklığına uğramak, masanın kısa olan bacağının altına karton sıkıştırmak, çayı soğutmadan içmek ve kadını soğumadan sevmek kadar basit aslında her şey. Yeter ki birden fazla öğeyle bütünleştirilmiş olsun. Alternatifler sunsun, çözüm üretimine açık olsun. Masanın bacağının altına kırılan bir eşyadan arta-kalan bir tahta parçası konulsa da olur. Mühim olan kırılan herhangi bir şeyin eksik olan bir başka şeyi tamamlama yetisi olsun.

Sürpriz bir şekilde kaybedilen birinin kendi işine artık yaramayacak organlarıyla başkalarına can vermesi gibi. Organ nakli gibi. Genel bir ölümün, lokal müdahalelerle önüne geçip kısmi bir duruma geçirilmesi gibi.

Yorgunum diyorum çünkü; ben tüm organlarımı henüz yaşarken naklettim. Bir başkası adına görmeyi aydınlık, bir başkası adına nefes almayı solunum, bir başkası adına göğsünde bir çarpıntı bulundurmayı yaşamak kabul ettim. Veya ettirildim.

Aşkın sizi kaçırıp gerekli olanları söktükten sonra buzla dolu bir küvette terk eden bir organ mafyasından farksız olduğunu gördüm. Çok büyülü kelimelerle uyuşturuldum, karşı koyma güdümü kaybettim. Ruhumu teslim alan morfin nitelikli bir soluk çarpması da cabası.

O sonsuz uykudan uyandığımda gövdemde kocaman bir yarık ve günün yarılanmış haliyle tanıştım. Hiç kimse yoktu yanımda. Buz nitelikli havada kristaller halinde asılı kalmış duygular dışında.

Böylesi derin kanamalar, acıya duyarlı herkes için müthiş birer fırsattır. Kurşun yedikten sonra pantolonunu yırtıp kendi yarasına tampon yapan ve kanamayı durduran, yoluna kaldığı yerden devam eden herkes gibi. Ölümün yaklaşabilecek ve yaklaşıldıkça aslında korkulmayacak bir şey olduğunu öğretir. En ucuna gidip de düşmeyen biri o uçuruma her çıkışında yine en ucuna kadar gider. Bu fıtratın kendi kabiliyetiyle genişleyebilen ender unsurlarından biri.

Avuçladığım gövdemle kalktım yerimden. Yaramı tuttum, akan kanımı, acımı, amatörce atılmış dikişlerimi. Karşımdaki duvara kadar yürüdüm. Kendi kanımla üzerine yazdım;

Ne kadar güçlüsün, neyi ne kadar yapabilirsin. Bir insanı üst üste kaç kez öldürebilirsin. Ben zaten seni ilk gördüğüm anda, tümünü sana tahsis ettiğim ve naklini kendi elime yaptığım tüm organlarımla zaten ölmüştüm.

Bununla gömülür mü sandın, bu gördüğün…

post img

Bu kategoride Güzel Makaleler ahanda bu zamanda Feb 06, 2017


Yorumlar


Başka başka içerikler